sanırım bu yazıya bundan daha iyi bir başlık bulamazdım. burası soğuk, epeyce. ama işin komiği bizim ev ya da zannediyorum genel olarak buradaki pek çok ev dışarıdan daha soğuk. ben de an itibariyle üç kat giyinmiş bir bünye olarak lahanaya benziyorum.
çok uzun zamandır buraya hiçbir şey yazmıyorum, evet; çünkü blog'un tonunun "sevgili günlük"e kaymasından oldukça rahatsızım. en başta burayı niye açtığımı hatırlamaya çalışıyorum, sanırım "ciddi" yazılar yazmaktı amacım, sonradan okul yoğunluğu ve bünyemin günlük gidilen 3-4 saatlik yollarla iflası sonucu saçmasapan bir şeye dönüştü diye tahmin ediyorum.
oturup güzel bir şeyler yazmak istiyorum, buraya göre fazla ağır kaçabileceğine karar verip yazmıyorum. basit bir fikrimi yazmak istiyorum, bu sefer fazla hafif gelecek diye ondan da vazgeçiyorum.
sonuç: arkaplanı sürekli değiştirilip içine hiçbir şey konmayan bir boş alan.
ama bundan sonra ikisini de yapmamaya ve aklıma gelenleri yazmaya karar verdim. çünkü zaten beynim şu anda milyonlarca işle meşgulken bir de blog'um the new york times'a (mesela) benzemiyor o yüzden yazmayayım demek çok aptalca geliyor.
yakın zamanda okuduğum feminist dergilerin blog'larından birinde de aynen böyle deniyordu: blog'lar size istediğiniz özgürlüğü sağlar, the new york times sağlamaz.
şimdi ben bu gazeteye neden bu kadar taktım bilmiyorum. gre verbal workbook'umda "içinde gre seviyesinde kelimelerin geçtiği yayınları takip edin, (bittabii) the new york times ve the christian science monitor gibi" dendiği için olabilir, ki ikisini de gerçekten her gün üşenmeden açıp okuyorum. ilkinin gre kelimeleri konusunda ikincisinden daha başarılı olduğunu söyleyebilirim ama bu "elit"liğinin yanında gelen bir kibrin olduğu da bir gerçek.
mesela benim içim burkularak izlediğim the burning plain'e "ay bu ne böyle, her şeyi karıştırmışsınız, bundan film mi olur" diyen eleştirmene sevgilerimi yolluyorum. aynı şekilde her gün, benim için aslında pek de şaşırmadığım bir şekilde bir hayalkırıklığı olan (ve bence bütün dünya için de olması gereken) obama'nın haberlerini yapmalarına sinir oluyorum.
evet, başka ne yazmalarını bekliyordun ki diyebilirsiniz ama "barışsever" obama hakkında birazcık da eleştirel olsalar fena mı olur?
her neyse, ben beni bekleyen çevirilerime geri döneyim ve her ne kadar the new york times'da çalışmıyor olsam da size (yani benim gibi evde oturan lahana bünyelere) iki film önerisi sunarak huzurlarınızdan ayrılayım.

önce "ciddi" filmden başlıyorum. ben bu filmi çok canım sıkıldığı bir vakit izlemiştim. gerçekten çok iyi geldi bana. anlattığı meselelere böyle insanın gözünün içine içine sokmadan yaklaşıyor. ama aynı zamanda bence çok da samimi, yani sırf "hadi buna da değinelim" diye anlatabileceği pek çok şey varken öyle yapmamışlar. filmin silinen sahnelerini izlerseniz aslında tam da içine düşebileceğini söylediğim şeyden geri döndüklerini ve çok da iyi yaptıklarını anlarsınız. kültür bakanlığı'nın bu filmi (genç bir türk kadının kürt bir erkeğe aşık olması ve onun peşinden gitmesi sebebiyle) yasaklamak istemesi de yorumsuz bırakacağım magazinsel bir bilgi olsun. açılalım açılalım tabii de kendi yarattığımız dalgalarda boğulmayalım.
tavsiye etmek istediğim ikinci film ilkiyle tamamen alakasız; ama ikisini (çabalayıp da birleştirmek isterseniz eğer) birleştiren pek çok ortak nokta var.
up da bir yolculuğu anlatıyor, bir yol filmi dersem the new york times'dakiler alınır mı bilemem

tabii ama evet up da bir yol filmi hem de bir animasyon! bu filmi, filmlerin vizyona geç ve korkunç bir şekilde ispanyolca dublajlı olarak girmesinden şikayet ettiğim madrid'de izledim. eğer madrid'e yolunuz düşer de (nedense) gezmekten çok sıkılıp orijinal dilinde film izlemek isterseniz sol'den yukarıya çıktığınızda hemen karşınızda göreceğiniz cine ideal'e gidin. hem filmler orijinal altyazılı hem de bana denk gelen görevli ingilizce biliyordu! her neyse, up aynı zamanda bir aşkı anlatıyor, tıpkı gitmek gibi. "sanat filmi" izlemeyi sevmeyenlerdenseniz up'ı kesinlikle lahana günleriyle birlikte yanında da sıcak çikolatayla tavsiye ediyorum. ben sinemada (yanımdaki mendebur çifte ve kızlara rağmen) birkaç sefer kahkaha atmıştım, söylemeden edemedim.